Kayıtlar

KAYA ÜSTÜ RESMİ (ROCK ART) OLARAK DAĞ KEÇİSİ / ELİK VE TARİHÎ ALTYAPISI

Resim
  Prof. Dr. Necati DEMİR Kaya üstü resmi (kaya sanatı) olarak dağ keçisi / elik; Avrupa ve Asya kıtasının büyük bir bölümünde karşımıza çıkmaktadır. Dağ keçisi / elik ayrıca simge olarak bayrak direklerinin tepesinde, kemer tokalarında, at takımlarında; damga olarak mezar taşlarında, yazıtlarda ve levhalarda; motif olarak halı ve kilimlerde de görülmektedir. Hatta Köktürklerde hakanın aile damgasının da dağ keçisi / elik olduğunu bilmekteyiz. Dağ keçisi / elik bununla birlikte efsanelere de konu olmuştur. Türklerin bu kadar önem verdiği unsurun elbette bir alt yapısı olmalıdır.Bu altyapının çözülebilmesi için tespit edebildiğimiz dikkate değer bütün malzemeler taranmıştır. Sonuçta dağ keçisi / elik’in Çin kaynaklarında geçen Türklerin Türeyiş Destanı ile ilgili olabileceği düşünülmüştür. Hepsi

MISIR KIPÇAK TÜRKÇESİ

Resim
  Yaklaşık 1550 Yılına Tarihlenen Bir Memlûk (Kıpçak Türkü) Süvari Zırhı. (Wiki) Dr. T. Halasi Kun Kuman (Kıpçak) diliyle ilgilenmek istediğimiz zaman, kaynakları; özellikle üç yerde: 1. Macaristan'da, 2. Dest - i Kıpçak ve civarında, 3. Mısır'da aramamız gerekir. Mısır'da Kölemen (Memlûk) devletinin kurulması ve bu devleti yöneten Türklerin hâkimiyeti altında bulunan Arap halkın birçoğunu hâkim sınıfın dilini öğrenme y e teşvik etmiştir. Bunun için Araplara mahsus olmak üzere Mısır Kıpçak ağzının kelime haznesini i çeren birçok dil kitabı hazırlanmıştır. Hattâ bu dil kitapların a ek olarak Kölemen sülâlesi devrinden birçok oradaki Araplar için değil, fakat doğrudan doğruya hâkim sınıf için Kıpçak dilinde hazırlanmış, özellikle sanatsal değere sahip eserlerden de haberdarız. Bu türden eserlerin Mısır Kıpçak ağzının araştırılmasında büyük bir önem taşımaktadır. Bütün bu dil kitapları ve diğer dil yadigârları vaktiyle 'Die mameluk - kiptschakischen Sprachs...

GREGORYAN TÜRKLER

Resim
  Kaynak Dr. Yaşar Kalafat Anadolu’ya Türklük, İslam Türklerden yüzlerce yıl önce hocam Kaşgarlı Mahmut’un belirttiği , gibi klansız ve kağansız dönemde gelmiş, bir kısmı Anadolu’da İslam’a girerlerken, bir kısmı da ortodoks veya Gregoryanlığı seçmişlerdir. Gerek Selçuklular döneminde, gerekse Osmanlılar döneminde, gayri Müslim kategorisinde değerlendiren bu Türk toplulukları, böylece Müslüman üst kimliği ile ifade edilen Türklük dairesinden çıkarılarak, Müslüman olmayan gayri Türk kesimlerle özdeşleştirilmişlerdir. Böylece Gregoryan mezhebine bağlı Türklerin, tıpkı Bulgar Türklerinin Slavlaştırılmasına benzer bir süreçle Haylaştırılması, diğer bir değişle, bugünkü anlamda Ermenileşmeleri süreci yaşanmıştır. Dönemindeki bu gelişmenin farkında olan Osmanlı yönetimi, Ankara ve Kayseri Sancak beylerine hitaben yazdıkları fermanlarla, Anadolu’daki Gregoryan Türk ailelerinin çocuklarının Gregoryan kilisesindeki Ermeni papazlarca manastırlarda Ermenileştirmeye karşı uyarıldıkları bilin...

KUZEY AMERİKA YERLİLERİ NA-DENE’LERİN ORTA ASYA VE SİBİRYA’NIN GÖÇEBE KAVİMLERİ İLE BAĞLANTILARI

Resim
  Issık Kurganı, İskit Altın Adam Hazinesi Altın Yüzük Doç.Dr. Egemen Çağrı Mızrak Dene’lerin defin törenleri sırasına çadırlarının çevresinde toplanarak uyguladıkları birtakım ritüellerin tıpkı İslam Öncesi Türk boylarına mahsus “yuğ merasimlerine” benzemesi gerçekten de ilginçtir. 1826’da Sir John Franklin, 1845’de William Lucas Hardisty, 1860’de Peder Petitot’un şahit olduğu bu törenlerde, yas tutanlar, mevtanın naaşının bulunduğu çadırın etrafında toplanarak kendi yüzlerini bıçakla kesiyorlardı; böylece gözyaşıyla kan karışarak, birlikte akıyordu (Stewart 1994: 503). Bu kadim âdet Batılı ve Doğulu birçok kaynak tarafından aktarıldığı üzere İslamiyet’ten önceki Türk boyları arasında sıkça rastlanan bir uygulamaydı. Dene’ler de tıpkı Göktürklerdeki gibi kışın ölen birinin cesedini ilkbaharda gömüyor; cenaze törenlerini oyunlar, danslar ve bir yemek şöleniyle sonlandırıyorlard...

TÜRKLERDE AĞAÇ KÜLTÜ

Resim
  Bayterek (Hayat Ağacı) Kulesi, Kazakistan, Astana Dr. Şeyda Büyükcan Sayılır Türk mitolojisi ve kültüründe Tanrı’nın yarattığı herşey bir ruha, töze sahiptir. Eski Türk kültüründen bugünkü Anadolu kültürüne uzanan süreçte bu inanç hâlen devam etmekte ve özellikle tabiattaki canlı cansız her varlığa saygı duyulmaktadır. Yeryüzü, gökyüzü ve yeraltını birbirine bağladığına inanılan ağacın, tüm dünya mitlerinde olduğu gibi Türk kültürü ve mitolojisinde de özel bir yeri vardır. Dalları, gövdesi ve kökleriyle çeşitli Türk mitolojik anlatılarının başrolünde yer alır. Kimi zaman yedi veya dokuza bölünen dallarıyla, kimi zaman evreni çeviren ejderhaların köklerinden beslenmesiyle, kimi zaman da kovuğundan doğan Türklerin atasının eşi kutsal ışıkla Türklerin türeyiş efsanelerinde kozmik bir motiftir. Kutsal bir rahimdir, doğumdur ve yaşamın simgesidir. Ağaç kültü, kozmogonik, kozmolojik ve yeraltı dünyasına ait mitlerde ortak bir motif olup farklı uygarlıkların anlatılarında “ Dünya Ağa...

ÇELME VE SUBUTAY

Resim
  Prof. Dr. Saadettin Gömeç Çingizliler tarihiyle alâkalı kaynaklara baktığımızda; Çingiz (Cengiz Han) ve onun ahfadının dışında çok sıkça karşılaştığımız birkaç ilgi çekici şahsiyet daha vardır ki, onlar da Çelme, Subutay, Cebe, Kubilay, Bugurçu ve bir de belki Mukali’dir. Tıpkı Çingiz’in kimliği meselesinde olduğu gibi, bu kişilerin mensup bulunduğu kavimler hakkında da araştırmacıların değişik görüşlere meylettiklerini biliyoruz. Ancak bizim yazımızın konusunu bunlardan şimdilik sadece ikisi ilgilendiriyor. Onlar da, Çelme ve Subutay kardeşlerdir. Bununla birlikte tarihin bu iki kahramanının başka kardeşleri olduğuna dair de belgeler mevcuttur. Fakat geçmişe baktığımızda sadece ailenin bu iki ferdi daima ön plandadır. Ama bunların içerisinde Subutay’ın yeri bambaşkadır. Çünkü o tarihin en büyük komutanlarından biridir. Başlangıçta Türkistan’daki fetihlerde mühim roller ifa eden Subutay; Çingiz Han’ın vefatının ardından da özellikle Batu’ya düşen bugünkü Macaristan ve Ru...

ESKİ TÜRK ORDUSU

Resim
  Şanyü (Gökten Kudret Alan) Mete Han(Mo-tun, Bögü Tonga) Prof.Dr. Saadettin Y. Gömeç Türk milletinin tarihinde ilk sistemli ordunun büyük Hun kaganı Mo-tun (Bögü Tonga) tarafından kurulduğu zaman zaman ilim adamlarınca ileri sürülüp, bu şekilde bir kanaat hasıl olmuşsa da, bu doğru degildir. Türklerden haber veren en eski vesikalara baktığımızda, M.Ö. 3000’lerden itibaren askeri birliklere sahip olan Türklerin, bu güçleri sayesinde sürekli Çin sınırlarına taarruzları söz konusudur. Eğer düzenli bir orduya sahip bulunmasalardı, Çin imparatorlugu Türklere karşı 9. asırdan itibaren yapımına başlanan Çin Seddi’ni meydana getirmek zorunda kalmazdı. Bununla birlikte araştırmacılar, Türk ordusunun diger kavimlerin askeri yapılarından farklı olan üç yönünü tespit etmislerdir: 1- Türk ordusu ücretli degildir. 2- Türk ordusu daîmidir. 3- Türk ordusu temelde suvarilerden olusur. Hepsi Sü