Kayıtlar

TÜRKLER’DE CUMHURİYET FİKRİNİN TARİHİ TEMELLERİ

Resim
Prof.Dr. İlhami Durmuş Türkler sınıfsız bir toplumdu. Eski Türk toplumunda soylular, hürler ve köleler yoktu. Sınıfsız olmaları sosyal, siyasi, iktisadi, askeri ve hukuki durumlarına yansımıştı. Millet ve devletle ilgili konular meclislerde görüşülerek karara bağlanmaktaydı.  Türklerde istiklal anlayışı son derece gelişmişti. Onlarda adalet, faydalılık, eşitlik ve evrensellik hukuk anlayışlarında değişmeyen hükümlerdi. Türk milletinin özelliğini ve Türk tarihini Atatürk çok iyi bilmekteydi. Bundan dolayı Türk milletinin tabiat ve karakterine en uygun idare Cumhuriyettir” demiştir.  Türklerde adalet, faydalılık, eşitlik ve evrensellik temeline dayalı anlayışlar çok erken dönemlerde oluştuğundan Türk milletinin karakterine en uygun idare şekli olarak Cumhuriyet rejimi benimsenmiş ve kabul edilmiştir. Sınıfsız toplum yapısı, meclisler, yöneticilerin seçimle iş başına getirilmeleri, akla ve bilimin önderliğine önem verme gibi bir takım özelliklerin Türklerde varlığı geçmişten...

TÜRK KÜLTÜRÜNDE “ALKARISI” İNANCI VE BU İNANCA BAĞLI OLARAK ANLATILAN EFSANELER

Resim
Prof. Dr. Esma ŞİMŞEK Cinler taifesinden olduğuna inanılan alkarısı ile ilgili inanış ve efsanelere başta Anadolu sahası olmak üzere bütün Türk dünyasında rastlanmaktadır. Bu yaratık, çeşitli bölgelerde; al, albastı, alkarısı, al kızı, al anası, al avradı, albıs, almış, alpas, alpata, albalı, hal karısı, alvastı, albarstı, albaslı, hal henesi, albaslı katın, al apar, almaştı, kayış ayak, taun (mencikli), rusali vb. adlarla bilinir. Alkarısının, uzun boylu, uzun parmaklı ve uzun/bakır tırnaklı olduğuna, yüzünün çok çirkin ve iri, saçlarının siyah, uzun ve darmadağınık, dişlerinin at dişi gibi iri ve seyrek, ayaklarının ise ters olduğuna inanılır. Genellikle kırmızı (sarı veya kara da olabilir) elbise giyen alkarısının, loğusaların veya yeni doğan çocukların ciğerlerini yiyerek beslendiği, subaşında ve ağaçlık yerlerde yaşadığı rivayet edilir. İnsanlar, al basmasından korunmak için bir kısmı İslami, bir kısmı ise eski Türk inancıyla bağlantılı olan çeşitli tedbirler alırlar. Bu tür va...

KAYA ÜSTÜ RESMİ (ROCK ART) OLARAK DAĞ KEÇİSİ / ELİK VE TARİHÎ ALTYAPISI

Resim
  Prof. Dr. Necati DEMİR Kaya üstü resmi (kaya sanatı) olarak dağ keçisi / elik; Avrupa ve Asya kıtasının büyük bir bölümünde karşımıza çıkmaktadır. Dağ keçisi / elik ayrıca simge olarak bayrak direklerinin tepesinde, kemer tokalarında, at takımlarında; damga olarak mezar taşlarında, yazıtlarda ve levhalarda; motif olarak halı ve kilimlerde de görülmektedir. Hatta Köktürklerde hakanın aile damgasının da dağ keçisi / elik olduğunu bilmekteyiz. Dağ keçisi / elik bununla birlikte efsanelere de konu olmuştur. Türklerin bu kadar önem verdiği unsurun elbette bir alt yapısı olmalıdır.Bu altyapının çözülebilmesi için tespit edebildiğimiz dikkate değer bütün malzemeler taranmıştır. Sonuçta dağ keçisi / elik’in Çin kaynaklarında geçen Türklerin Türeyiş Destanı ile ilgili olabileceği düşünülmüştür. Hepsi

MISIR KIPÇAK TÜRKÇESİ

Resim
  Yaklaşık 1550 Yılına Tarihlenen Bir Memlûk (Kıpçak Türkü) Süvari Zırhı. (Wiki) Dr. T. Halasi Kun Kuman (Kıpçak) diliyle ilgilenmek istediğimiz zaman, kaynakları; özellikle üç yerde: 1. Macaristan'da, 2. Dest - i Kıpçak ve civarında, 3. Mısır'da aramamız gerekir. Mısır'da Kölemen (Memlûk) devletinin kurulması ve bu devleti yöneten Türklerin hâkimiyeti altında bulunan Arap halkın birçoğunu hâkim sınıfın dilini öğrenme y e teşvik etmiştir. Bunun için Araplara mahsus olmak üzere Mısır Kıpçak ağzının kelime haznesini i çeren birçok dil kitabı hazırlanmıştır. Hattâ bu dil kitapların a ek olarak Kölemen sülâlesi devrinden birçok oradaki Araplar için değil, fakat doğrudan doğruya hâkim sınıf için Kıpçak dilinde hazırlanmış, özellikle sanatsal değere sahip eserlerden de haberdarız. Bu türden eserlerin Mısır Kıpçak ağzının araştırılmasında büyük bir önem taşımaktadır. Bütün bu dil kitapları ve diğer dil yadigârları vaktiyle 'Die mameluk - kiptschakischen Sprachs...

GREGORYAN TÜRKLER

Resim
  Kaynak Dr. Yaşar Kalafat Anadolu’ya Türklük, İslam Türklerden yüzlerce yıl önce hocam Kaşgarlı Mahmut’un belirttiği , gibi klansız ve kağansız dönemde gelmiş, bir kısmı Anadolu’da İslam’a girerlerken, bir kısmı da ortodoks veya Gregoryanlığı seçmişlerdir. Gerek Selçuklular döneminde, gerekse Osmanlılar döneminde, gayri Müslim kategorisinde değerlendiren bu Türk toplulukları, böylece Müslüman üst kimliği ile ifade edilen Türklük dairesinden çıkarılarak, Müslüman olmayan gayri Türk kesimlerle özdeşleştirilmişlerdir. Böylece Gregoryan mezhebine bağlı Türklerin, tıpkı Bulgar Türklerinin Slavlaştırılmasına benzer bir süreçle Haylaştırılması, diğer bir değişle, bugünkü anlamda Ermenileşmeleri süreci yaşanmıştır. Dönemindeki bu gelişmenin farkında olan Osmanlı yönetimi, Ankara ve Kayseri Sancak beylerine hitaben yazdıkları fermanlarla, Anadolu’daki Gregoryan Türk ailelerinin çocuklarının Gregoryan kilisesindeki Ermeni papazlarca manastırlarda Ermenileştirmeye karşı uyarıldıkları bilin...

KUZEY AMERİKA YERLİLERİ NA-DENE’LERİN ORTA ASYA VE SİBİRYA’NIN GÖÇEBE KAVİMLERİ İLE BAĞLANTILARI

Resim
  Issık Kurganı, İskit Altın Adam Hazinesi Altın Yüzük Doç.Dr. Egemen Çağrı Mızrak Dene’lerin defin törenleri sırasına çadırlarının çevresinde toplanarak uyguladıkları birtakım ritüellerin tıpkı İslam Öncesi Türk boylarına mahsus “yuğ merasimlerine” benzemesi gerçekten de ilginçtir. 1826’da Sir John Franklin, 1845’de William Lucas Hardisty, 1860’de Peder Petitot’un şahit olduğu bu törenlerde, yas tutanlar, mevtanın naaşının bulunduğu çadırın etrafında toplanarak kendi yüzlerini bıçakla kesiyorlardı; böylece gözyaşıyla kan karışarak, birlikte akıyordu (Stewart 1994: 503). Bu kadim âdet Batılı ve Doğulu birçok kaynak tarafından aktarıldığı üzere İslamiyet’ten önceki Türk boyları arasında sıkça rastlanan bir uygulamaydı. Dene’ler de tıpkı Göktürklerdeki gibi kışın ölen birinin cesedini ilkbaharda gömüyor; cenaze törenlerini oyunlar, danslar ve bir yemek şöleniyle sonlandırıyorlard...

TÜRKLERDE AĞAÇ KÜLTÜ

Resim
  Bayterek (Hayat Ağacı) Kulesi, Kazakistan, Astana Dr. Şeyda Büyükcan Sayılır Türk mitolojisi ve kültüründe Tanrı’nın yarattığı herşey bir ruha, töze sahiptir. Eski Türk kültüründen bugünkü Anadolu kültürüne uzanan süreçte bu inanç hâlen devam etmekte ve özellikle tabiattaki canlı cansız her varlığa saygı duyulmaktadır. Yeryüzü, gökyüzü ve yeraltını birbirine bağladığına inanılan ağacın, tüm dünya mitlerinde olduğu gibi Türk kültürü ve mitolojisinde de özel bir yeri vardır. Dalları, gövdesi ve kökleriyle çeşitli Türk mitolojik anlatılarının başrolünde yer alır. Kimi zaman yedi veya dokuza bölünen dallarıyla, kimi zaman evreni çeviren ejderhaların köklerinden beslenmesiyle, kimi zaman da kovuğundan doğan Türklerin atasının eşi kutsal ışıkla Türklerin türeyiş efsanelerinde kozmik bir motiftir. Kutsal bir rahimdir, doğumdur ve yaşamın simgesidir. Ağaç kültü, kozmogonik, kozmolojik ve yeraltı dünyasına ait mitlerde ortak bir motif olup farklı uygarlıkların anlatılarında “ Dünya Ağa...